Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Enerjinizi artırmanın, uyanık ve tetikte kalmanın sağlıklı ve doğal yollarından bazıları neler?

1. Tüm ışıkları açın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Karanlık, yorgunluk ve miskinlik hissini güçlendirir. Işıkları açın.

2. Açık havaya çıkın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Açık havada biraz temiz hava almak, kendinizi daha uyanık hissetmeniz için her zaman iyi bir yoldur.

3. Kulaklarınızı aşağı çekin.

Bu garip gelebilir, ama kulakları aşağı çekmek uykulu hissediyorsanız daha uyanık ve tetikte olmanıza yardımcı olur.

4. Yakın bir arkadaşınızı arayın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Bazen ruh halinizi yükseltmek için tüm ihtiyacınız olan, önemsediğiniz biriyle kısa bir konuşmadır.

5. Besleyici ve düşük karbonhidratlı atıştırmalıklar yiyin.

Elma, portakal ve greyfurt gibi düşük karbonhidratlı meyveler büyük bir enerji verici özelliğe sahiptir. Et, ekmek ve süt ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durun.

6. Hareketli bir müzik dinleyin.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Eğer dikkatinizi dağıtmayacaksa, hareketli ve hızlı bir müzik dinlemek zihninizi uyanık tutmak için harika bir yoldur.

7. Ayak ucunuza doğru eğilip kalkın.

Bu hareket, vücudun ihtiyaç duyduğu oksijeni ve yakıtı (glikoz) dağıtan dolaşım sistemini uyarır.

8. Size ilham veren bir şeyler izleyin ya da okuyun.

Size ilham veren ve motive eden bir video izleyin veya ilham verem bir şeyler okuyun.

9. İyi bir kahkaha atın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Komik bir videoyu ya da en sevdiğiniz karikatürleri okuyun. İyi bir kıkırdama enerji seviyenizi yenileyecek ve zihninizi uyaracak.

10. Ortamı havalandırın.

Sıcak, havasız ortamlar zihinsel yorgunluğu artırı. Eğer bir konferans salonu veya toplantı odasında uyanık ve enerjik kalmanız gerekiyorsa, havalandırmaya yakın bir yerde oturun.

11. Boynunuzun arkasına ve üstüne masaj yapın.

Birkaç dakika için boynunuzun arkasına ve üst kısmına parmak uçlarınızı kullanarak masaj yapın.

12. Şekersiz naneli sakız çiğneyin.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Hem dişlerinizde çürümeye neden olmayacak hem de nane tadı kendinizi daha taze hissetmenizi sağlayacaktır.

13. Her iki saattte bir hafif egzersiz molaları verin.

Bir mola verip kan dolaşımınızı artırmak için ksıa bir yürüyüşe çıkın veya olduğunuz yerde zıplama hareketi yapın. En ufak bir bir egzersiz bile zihninizi ve vücudunuzu daha enerjik bir hale getirir.

14. Yazın ve planlayın.

Amaç aklınızı meşgul etmek. Bir derste ya da iş toplantısındaysanız söylenen her şeyi yazın. Sadece uyanık kalmak için enerji depolamaya çalışıyorsanız, haftanın ayrıntılı bir yapılacaklar listesini hazırlayın veya mükemmel bir hafta sonu planı yapın.

15. Soğuk su

Yüzünüzü ve bileklerinizi suyla ıslatın. Ayrıca, soğuk buz gibi bir bardak su içmek de uyanmanıza ve canlı hissetmenize yardımcı olur.

16. Düzenli kalmaya özen gösterin.

Her şeyi yerli yerinde tutarak enerjinizi kaybetmekten kaçının.

17. Gerçekten derin birkaç nefes alın.

Derin nefes almak; kandaki oksijen seviyesini artırır ve  stresi ve  yorgunluk hissini azaltmaya yardımcı olur.

18. Sabahları düzenli egzersiz yapın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Her gün en az 30 dakika boyunca aktif olmayı hedefleyin. O 30 dakikalık egzersiz sizin günün ilerleyen saatlerinde daha enerjik hissetmenizi sağlayacaktır. Egzersiz sırasında salgılanan endorfin sizi gün boyunca mutlu ve üretken tutar.

19. En az üç öğün yiyin.

Düzenli aralıklarla yiyerek kendinize daha kalıcı enerji sağlayın.

20. Enerjinizi akıllıca harcayın.

Enerji gerektiren anlarınızı belirleyin ve bu anları daha verimli kullanın.

21. Fedakarlık yapın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Başkalarına yardımcı olacak işler yapmak mutluluk, memnuniyet ve sağlık düzeyinizi artırır ve kendinizi daha enerjik hissedersiniz.

22. Gece televizyon izlemekten veya amaçsızsa internette gezinmekten kaçının.

Onun yerine biraz daha uyuyun.

23. Esneme hareketleri yapın.

Kendinizi yorgun hissettiğinizde ayağa kalkın, göğe doğru uzanın, vücudunuzu yanlara doğru bükün, aşağı eğilin ve ayak parmaklarınıza dokunun. Esneyin. Ayrıca belli yoga pozisyonlarının yorgunluğu azalttığı ve enerji seviyesini artırdığı bilinmektedir.

24. 15 dakikalık bir şekerleme yapın.

Öğleden sonra kısa bir şekerleme yapmak ferahlatıcı olabilir ve bunu yeterince erken yaparsanız düzenli uyku düzeninizi bozmaz.

25. Şeker tüketimini azaltın.

Şeker enerji seviyenizde dalgalanmalara neden olur ve sizi yorgun bırakır.

26. Daha sık ve küçük öğünler yiyin.

Daha küçük ve daha sık yemek yiyerek, büyük bir yemeği sindirmekle gelen halsizlik duygusundan kaçınmış olursunuz.

26. Daha sık ve küçük öğünler yiyin.

Daha küçük ve daha sık yemek yiyerek, büyük bir yemeği sindirmekle gelen halsizlik duygusundan kaçınmış olursunuz.

27. Tam tahıl yiyin.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Tam tahıllar, vücutta yıkılması süre alan kompleks karbonhidratlar içerirler, bu da size daha uzun süren bir enerji sağlar. En iyi yüksek enerjili gıdalardan bazıları ayçiçeği tohumu, fasulye, meyve veya meyve suları, yumurta, yoğurt, fındık ve sebzelerdir.

28. Yağsız proteinleri tercih edin.

Yağsız proteinli gıdalar daha uzun süre tok hissetmenize yardımcı olur. Ayrıca kan şekerinizde ani dalgalanmaları önlediği için size daha istikrarlı bir enerji verir. Yağsız proteinli gıdalar arasında balık ve diğer deniz ürünleri, yağsız et ya da tavuk göğsü (beyaz et) sayılabilir.

29. Çok fazla kahve tüketmekten ve enerji içeceklerinden sakının.

Kahve, size ihtiyacınız olan enerjiyi hızlıca verebilir ama sonradan bu yorgunluğa neden olur. Kahveyi tümüyle kesmeniz gerekmiyor ama iki üç fincandan daha fazla içmemeniz daha iyi olacaktır.

30. Gerekli vitaminleri tüketin.

Özellikle C vitamini, D vitamini, selenyum, riboflavin, niasin ve pantotenik asit, folik asit, tiamin ve vitamin B12 gibi vitaminleri yeterli miktarda aldığınızdan emin olun.

31. Bol bol su için.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Susuz kalmak kan hacmini azaltarak yorgunluk hissine neden olur. Bol bol su içilmesi aynı zamanda sıkça tuvalete gitmenize neden olarak uyanık kalmanıza yardımcı olacaktır.

32. Burun tıkanıklığını temizleyin.

Alerjiler sinüslerinizi bloke ettiyse kendinizi daha yorgun ve huysuz hissedebilirsiniz. Tuzlu su çözeltisi ile burun boşluklarınızı durulayın.

33. Ferahlık için çorap değiştirin.

Garip bir yöntem ama çalışıyor. Çalışma yerinize yanınınızda bir çift çorap getirin ve gün çerisinde çoraplarınızı değiştirin. Kendinizi ne kadar yenilenmiş hissettiğinize şaşıracaksınız.

34. Canlı renkler giyin.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Bu yöntem insanlara yansıttığınız ruh haliyle dolayısıyla onlardan size yansıyan ruh haliyle ilgili. Karanlık ve kasvetli renkler giymek, insanalara karanlık ve kasvetli bir tutum yansıtmanıza dolayısıyla insanların kasvetli bir tavırla size cevap vermesine neden olur. Parlak ve canlı renkler giymek ise, size olan yaklaşımın değişmesini dolayısıyla da ruh ve enerji seviyenizin artmasını sağlar.

35. Yaklaşımınıza özen gösterin.

Eğer gün boyunca kötü şeylerin sizi yormasına izin verirseniz doğal olarak kendinizi yıpranmış hissedersiniz. Tutumunuza özen gösterin ve aşırı negatif olmadığınıza emin olun. Hayata genel olarak daha  iyimser bakmak enerji seviyenizi yüksek tutar. Her durumda olumlu bir şey arayın, çok yorgun hissetmediğinizi göreceksiniz.

36. Duygularınızın farkında olun.

Stres, depresyon ve diğer negatif duygular enerji seviyeniz üzerinde ağır bir yük oluşturur. Bitkinlik zihinsel olarak nasıl hissettiğinizi ile yakından alakalıdır, bu yüzden duygularınız ile başa çıkmak için gerekirse yardım alın.

37. Biraz kilo verin.

Ekstra ağırlık taşımak vücudunuzu yorar, bu yüzden fazla kilolarınızı verin.

38. Heyecanla beklediğiniz bir şey bulun.

Dört gözle beklediğiniz bir şeyin olması size büyük bir motivasyon sağlar.

39. Enerji emici insanlardan uzak durun.

Enerji emici insanların hep şikayet edecek bir şeyleri veya çözülmesi gereken bir sorunları vardır ve dikkatinizi kendi sorunlarına ve kendilerine vermenize neden olarak enerjinizi azaltırlar.

40. Sizi ilgilendiren bir konu üzerinde konuşun, tartışın.

Arada sırada bir kaç dakika için bile olsa, ilginizi çeken konu hakkında bunu yapmak zihninizi ateşler.

41. Zorlu olan görevle işe başlayın.

Beyninize zor olan görevi ilk önce vererek vites artırın. Böylece daha uyanık olacak ve zor olan işleri hallettiğiniz için günün geri kalanında daha rahat edeceksiniz.

42. Kambur durmayın.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Masanıza doğru kambur şekilde eğilmiş şekilde durmanızın uyanık kalmanız anlamında size bir yardımı dokunmaz. Masanızda ergonomik bir şekilde oturmak daha uyanık kalmanızı ve çalışmaya hazır hissetmenizi sağlar.

43. Yeni bir şeyler deneyin.

Bir rutin içine girmek gününüzü sıkıcı yapar ve enerji seviyenizi düşürür. Bir şeyleri değiştirin. Gününüze renk katmak ve kendinizi daha uyanık tutmak için yeni şeyler deneyin.

44. Bitmemiş bir işi bitirin.

İnsanın enerjisini bitmemiş bir işten daha fazla düşüren bir şey daha yoktur. Eğer kafanızı meşgul eden bir iş varsa onu halledin ve kafanızı rahatlatın.

45. Özenli giyinin.

Kendiniz hakkında daha iyi hissetmek size daha fazla enerji vermenin sihirli bir yoludur. İşe gideken iyi gözükmek için çaba sarf edin, iş arkadaşlarınızdan gelecek övgüler size lkendinizi daha iyi hissettirecek ve enerjinizi artıracak.

46. Geceleri yeterince uyuyun.

 

Enerjinizi Doğal Yoldan Yükseltmenin 46 Yöntemi

Bu oldukça bilinen bir şey olmalı. Enerjik hissetmenin en iyi yolu iyi dinlenmiş olmaktır. Tam dinlenmiş olmak için 7-8 saat uykuya ihtiyacımız vardır. Geceleri sürekli 6 saatten az uyumak telafisi zor bir uykusuzluk yaratır.

Reklamlar

Kendini Yönetmek İçin Pratik Fikir

Mükemmel bir yaşam kurmak için kendinize aşağıdaki soruları sorarak işe başlayabilirsiniz:

“Güçlü yanlarım nelerdir?”

Güçlü yanlarınızı doğru tespit edebilmek için geribildirim analizlerini kullanın. Önemli bir karar vereceğinizde, bu kararın yol açacağı sonuçları bir yere yazın. Aradan birkaç ay geçince, yazdığınız sonuçlarla gerçek sonuçları karşılaştırın. Hangi kalıpların kesiştiğini görmeye çalışın: Süreçte hangi yeteneklerini ortaya çıktı? İstediğiniz sonuçlara ulaşmak için hangi yeteneklerinizi geliştirmeniz gerekiyor? İstediğiniz sonuçlara ulaşmanız engel olan verimsiz alışkanlıklarınız neler? Gelişme fırsatlarını belirlerken, fazla yetenekli olmadığınız alanları geliştirmek için zaman harcamayın. Bunun yerine güçlü yanlarınıza odaklanıp bunları güçlendirin.

“Nasıl çalışıyorum?”

En iyi çalışma yönteminiz nedir? Bilgiyi okuyarak mı yoksa tartışmaları dinleyerek mi daha iyi kavrıyorsunuz? İnsanlarla birlikte çalışırken mi yoksa yalnız çalışırken mi daha başarılısınız? İşler stresli bir hal aldığında mı daha başarılısınız yoksa sürprizlerle pek karşılaşılmayan ortamlarda mı daha verimlisiniz?

“Değerlerim nelerdir?”

Ahlak kurallarınız nelerdir? Değerli ve ahlaklı bir yaşam için hangi sorumlulukları öne çıkarıyorsunuz? Kurumunuzun ahlak kıstasları kendi değerlerinizle uyuşuyor mu? Uyuşmuyorsa, kariyeriniz muhtemelen hayal kırıklığı ve kötü performansla geçecektir.

“Nereye aitim?”

Güçlü yanlarınızı, tercih ettiğiniz çalışma tarzını ve değerlerinizi düşünün. Bu niteliklere dayanarak, en iyi hangi çalışma ortamına uyum sağlayabilirsiniz? En uygun yeri bulun ve kendinizi sıradan bir çalışandan şirketiniz için bir yıldıza dönüştürün.

“Nasıl katkı sağlayabilirim?”

Eski dönemlerde şirketler çalışanlarına hangi katkıları sunmaları gerektiğini söylerlerdi. Bugünse, seçenekleriniz var. Kurumunuzun performansına nasıl katkıda bulunacağınıza karar vermek için öncelikle koşulların neler gerektirdiğini sorun. Güçlü yanlarınıza, çalışma tarzınıza ve değerlerinize dayanarak, kurumunuza en büyük katkıyı nasıl sağlayabilirsiniz?

Karizma Çalışmaları

Aşağıda yer alan özetler Karizma Miti adlı kitap içerisinde ayrıntıları ile yer alan önemli çalışmaları bir araya getirmektedir.

Anda Var Olmak (Sayfa 25)

Kronotmetrenizi 1 dakikaya ayarlayın. Gözlerinizi kapatın ve şu üç şeyden birine odaklanmaya çalışın:

  1. Sesler: Çevrenizdeki seslere odaklanın. Kulaklarınızın, sesleri pasif olarak ve nesnel biçimde kaydeden uydu antenleri olduklarını hayal edin.
  2. Nefesiniz: Nefesinize ve nefes alıp verdikçe burun deliklerinize ve karnınızda oluşan hisse odaklanın.
  3. Ayak parmaklarınız: Dikkatinizi ayak parmaklarınızdaki hisse odaklayın.

Sorumluluk Transferi (Sayfa 50)

Beyninizin belli bir durumun olası sonuçları ile meşgul olduğunu gördüğünüz her seferde, kaygıyı ortadan kaldırmak için sorumluluk transferi yapmayı deneyin.

  1. Rahat bir şekilde oturun ya da uzanın, gevşeyin ve gözlerinizi kapatın.
  2. İki ya da üç derin nefes alın. Nefes alırken, başınızın üstünden içinize temiz hava çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken, havanın bütün vücudunuzu yalayıp geçmesine, tüm endişe ve kaygılarınızı yıkamasına izin verin.
  3. Endişe duyduğunuz her şeyin yükünü omuzlarınızın üzerinden kaldırdığınızı ve devreye girmesini istediğiniz kudretli varlığın omuzlarına yerleştirdiğinizi hayal edin.

Artık arkanıza yaslanabilir, gevşeyebilir ve bu süreçte bulacağınız iyi şeylerin tadını çıkarabilirsiniz.

Rahatsızlığın İzlerini Silmek (Sayfa 64)

Rahatsızlık verici bir duygudan sıkıntı duyduğunuz ilk seferde, iz silmek için aşağıda adım adım verilen talimatları uygulamayı deneyin:

  1. Rahatsızlık verici duyguların normal olduğunu ve zaman zaman hepimizin yaşadığını hatırlayın.
  2. Daha önce bunu yaşamış olan kişileri, özellikle hayranlık duyduğunuz kişileri düşünün.
  3. Şimdi, tam bu anda, pek çok kişinin aynı deneyimi yaşadığını hatırlayın.

Olumsuzluğun Etkisini Yok Etmek (Sayfa 69)

İnatçı bir olumsuz düşüncenin etkilerini azaltmak istediğiniz her seferde, aşağıdaki teknikleri kullanın.

  • Bu düşüncelerin doğru olmayabileceğini unutmayın.
  • Düşüncelerinizi bir duvardaki duvar yazıları gibi ya da küçük elektriksel impulslar gibi görün.
  • Deneyimi kişiselleştirmeyin. Bir bilim adamı gibi gözlemleyin: “Ne kadar ilginç, özeleştirel düşünceler gelişiyor.”
  • Kendinizi uzaktan gördüğünüzü hayal edin. Odağınızı uzaklaştırdığınızda, Dünya gezegenin uzay boşluğunda asılı duruşunu görebiliyorsunuz. Sonra yaklaştırın ve kendinizi o anda, belli bir deneyimi yaşamakta olan küçük bir varlık olarak görün.
  • Zihninizdeki seslerin bir radyodan geldiğiniz hayal edin; sesi kısmayı deneyin ya da radyoyu kenara koyun.

Gerçeği Yeniden Yazmak (Sayfa 77)

Zihninizde rahatsız edici, inatçı bir düşünce varsa, sakin bir ruh halini yeniden kazanmak için alternatif bir gerçeklik hayal etmek üzere aşağıdaki tekniklerden birini kullanın:

  • Kendini şunu bir kaç defa sorun: Ya yaşadığım bu deneyim aslında iyi bir şeyse? Ve zihninizin sorduğu sorular konusunda ne kadar yaratıcı olabileceğini izleyin.
  • Daha ciddi bir durumla karşı karşıya olduğunuzda, yeni gerçekliğinizi elle yazın. “Konuşma iyi geçiyor…”. Hatta daha iyisi, geçmiş zaman kullanın: “Konuşma tam anlamıyla bir zaferdi…”

Tatmin Olma (Sayfa 79)

  • Hayatınızda sizi incitmiş olan bir kişiyi düşünün.
  • Boş bir kağıt alın ve ona söylemek isteyeceğiniz her şeyi anlattığınız bir mektup yazın. Mektubu elle yazmalısınız.
  • Aklınızdaki her şeyi kağıda döktüğünüzde, metkubu bir kenara koyun.
  • Şimdi onun cevabını yazın; yaptığı her şey için özür dilesin ve sizi inciten tüm davranışlarının sorumluluğunu alsın.
  • Etkisini en üst düzeye çıkarmak için, bir haftalık süre içerisinde özürlerini birkaç defa okuyun.

Duyguları İrdelemek (Sayfa 84)

Rahatsız edici durumlarda dayanıklılığınız üzerinde çalışmak isterseniz, partnerinizle birlikte oturacağınız sessiz ve rahat bir yer bulun ve kronometreyi otuz saniyeye ayarlayın.

  • Partnerinizin gözlerinin içine bakın. Bir rahatsızlık fark ettiğiniz an, hislerin vücudunuzda nerede olduğuna bakın.
  • Her bir hissi mümkün olduğunca irdeleyin; dokusunu hissetmeye çalışın. Her birini, özel bir yemeği tarif eden bir şef gibi tarif edin.
  • Sıkıntılı durumun artmasına izin verin. Hissettiğiniz duyguları gözlemleyin ve adlandırın: sıcak, soğuk, çeneniz sıkılıyor, midenizde bir yumruk hissediyorsunuz.
  • Gülme, konuşma ya da rahatsızlığı herhangi bir şekilde giderme isteği duyarsanız, karşı koyun.
  • Aynı çalışmayı tekrarlayın, bu defa kendinizi sürekli teşvik edin. Çabalarınızın sonuç vereceğini ve bu rahatsızlığın da geçeceğini hatırlatın.

Konfor Bölgesini Esnetmek (Sayfa 88)

Hiç tanımadığını biriyle sohbet başlatın. Birinin yanında durdurduğunuzda ya da oturduğunuzda, size sohbete başlamanızda yardımcı olacak bir malzeme sunabilecek bir şeye bakıp bakmadıklarına dikkat edin.

Örneğin, bir kahve dükkanında sırada bekliyorsunuz. Çörekler hakkında herhangi bir küçük yorum yapın ve yanınızdaki kişiye açık uçlu bir soru (evet ya da hayır diyerek cevap verilemeyecek bir soru) sorun. Örneğin: “Küçük kekler mi, brownie mi yoksa pasta mı daha günahkar, karar veremiyorum. Siz nasıl bir sıralama yapardınız?” diyebilirsiniz.

İmgeleme (Sayfa 93)

Gözlerinizi kapatın ve gevşeyin. Kendinizi zafer kazanmış hissettiğiniz bir geçmiş deneyimi hatırlarken duyularınızı kullanın.

  • Odadaki sesleri duyun: onaylama seslerini, alkış dalgasını.
  • İnsanların gülümsemesini ve samimiyet ve hayranlık ifadelerini görün.
  • Ayaklarınızın yere bastığını ve sizi tebrik etmek için elinizin sıkıldığını hissedin.
  • Her şeyn ötesinde, duygularınızı, içinizde yükselen özgüvenin sıcaklığını deneyimleyin.

Minnet Duygusu (Sayfa 103)

Minnet duygusuna hızla ulaşmak için, hemen şimdi takdir edeceğiniz üç şey bulun. Minnet duyabileceğiniz küçük ve somut şeyler bulmak için bedeninizi ve çevrenizi gözden geçirin:

1……….

2……….

3……….

Merhamet (Sayfa 111)

Bir kişiye merhamet göstermek için aşağıdaki üç adımı uygulayın:

  1. Karşınızdaki kişinin geçmişini hayal edin. Onun koşullarında, onun ailesinde yetişmiş olmak ve onun çocukluğunu yaşamak nasıl olurdu?
  2. Karşınızdaki kişinin bugününü hayal edin. Kendinizi onun yerine koyun. Onun gözleriyle görün.
  3. Onun için anma konuşması yaptığınızı hayal edin.

Kendine Merhamet Duymak (Sayfa 117)

Bir kendine merhamet duyma listesi hazırlayın. Zor zamanlar yaşadığınızda kendinize ilgi göstermek için yaptığınız beş şeyi yazın. İyi bir gününüzdeyseniz, on madde yazın. Özellikle etkili olduğunu düşündüklerinizin yanına yıldız koyun.

1……..

2…….

3…….

4…….

5…….

Metta (Sayfa 118)

Aşağıda yer alan imgeleme size, bir Metta çalışmasında adım adım yol gösterecek. Bu çalışma sırasında size sesli komutlar vermemiz tercih ederseniz, http://CharismaMyth.com/metta adresinde bir kayıt bulabilirsiniz.

  • Rahatça oturun, gözlerinizi kapatın ve iki ya da üç kez derin nefes alın ve nefesinizin tüm endişelerinizi alıp götürdüğünü düşünün.
  • Hayatınızda, büyük ya da küçük, iyi bir davranış sergilediğiniz herhangi bir olayı düşünün.
  • Şimdi size büyük şefkat gösterebilecek, ister günümüzden, ister geçmişten, ister hayali, ister gerçek bir varlığa; bir insana, evcil hayvana, hatta pelüş hayvanlara odaklanın.
  • Bu varlığı zihninizde resmedin, onun samimiyetini, nezakaetini ve merhametini görün. Sevgilerinin nasıl olduğunu hayal edin ve sizi sarmalamasına izin verin.
  • İçinizdeki eleştirmenin sizin ya da hayatınızın yeterince iyi olmayan bir yanına dair söylediği her şey için tam anlamıyla affedildiğinizi hissedin.
  • Şu anda olduğunuz şekilde, tüm kusurlarınızla ve ilerleme sürecinde bulunduğunuz aşamada sizi tam olarak kabul ettiklerini hissedin.

Zihni Değiştirmek İçin Bedeni Kullanmak (Sayfa 122)

Aşağıdaki beden duruşlarını deneyerek, bedeninizin zihninizi ve duygularınızı etkilemede ne kadar güçlü olduğunu kendiniz görün.

  • Önce tam anlamı ile depresyon yaşayan birinin beden dilini benimseyin. Bırakın omuzlarınız düşsün, başınız öne eğilsin, yüzünüz düşsün. Şimdi, tek bir kasınızı bile oynatmadan, gerçekten çok heyecanlı olduğunuzu hissetmeye çalışın. Bu neredeyse imkansızdır.
  • Şimdi tam tersini yapın. Fiziksel olarak heyecanlı hale geçin. Sanki piyango kazanmışsınız gibi havalara sıçrayın, kocaman gülümseyin, kollarınızı havada savurun ve bunu yaparken depresif hissetmeye çalışıın. Yine, bu neredeyse imkansızdır.

Mükemmel Tokalaşma (Sayfa 161)

Mükemmel tokalaşma için aşağıdaki önerileri uygulayın:

  1. Sağ elinizin serbest olmasına dikkat edin.
  2. Bolca göz temasında bulunun ve samimi ancak kısa süreli gülümseyin.
  3. Başınızı düz tutun ve yüzünüzü tokalaştığınız kişiye tam olarak dönün.
  4. Elinizi tam dik tutun, başparmağınızı tam tavana dönük olacak açıda tutun.
  5. Elinizi tokalaştığınız kişinin eline çaprazlamasına yerleştirerek avuçlarınız arasında tam temas olmasını sağlayın.
  6. Parmaklarınızı, tokalaştığınız kişinin eli etrafına sarmaya çalışın.
  7. Tam temas olduğunda, eli karşınızdaki kişinin sıktığı kadar, sıkın.
  8. Elinizi dirseklerinizden sallayın, geri adım atın ve bırakın.

Mükemmel Dinleme (Sayfa 169)

Bundan sonra biriyle ilk sohbetinizde, karşınızdakinin sözünü kesmemeye çalışın. Karşınızdaki kişinin sözünüzü kesmesine izin verin ve arada bir, cevap vermeden önce bir ya da iki saniye beklerken, karşınızdaki kişinin sözlerinin etkisini yüzünüzde görmesini sağlayın.

Ses Dalgalanması (Sayfa 185)

Ses kayıt cihazı kullanarak cümleleriniz üzerinde çalışırsanız, kendi ses dalgalanmanız konusunda derinlemesine bilgi edinirsiniz. Bir cümleyi, mümkün olduğunca farklı duygularla tekrar edin. Otoriter biçimde, kızgın, üzüntülü, empatik ilgi ve endişeyle, samimiyetle ve coşkuyla söylemeye çalışın.

Sesin Gücü (Sayfa 186)

Aşağıda yer alan rehber size sesiniz kullanarak güç sergilemede yardımcı olacaktır.

  1. Yavaş konuşun. Hızlı konuşun, gergin ve cızırtılı sesli bir gençle, kararını açıklayan bir yargıcın yavaş, empatik ses tonu arasındaki farkı gözünüzde canlandırın.
  2. Duraklayn. Güven sergileyen insanlar genellikle konuşurken duraklarla. Cümleler arasında, hatta cümlelerinin ortasında bir ya da iki saniye duraklarlar. Güçlerine çok güvendikleri, o kadar ki, kimsenin onların sözünü kesmeyeceğinden emin oldukları duygusunu yansıtırlar.
  3. Tonlamayı düşürün. Soru cümlelerinin sonunda sesinizin nasıl yükseldiğini biliyor musunuz? Önceki cümleyi bir defa daha okuyun ve sesinizin cümlenin sonunda yükseldiğini duyun. Şimdi bir beyanda bulunulduğunu düşünün: “Dava kapanmıştır” diyen bir hakimi düşünün. Kapanmıştır sözcüğünde tonlanmanın nasıl düştüğünü fark edin. Bir cümlenin sonunda sesinizin tonunu düşürmek güç duygusunu sergiler. Fazlasıyla güven dolu bir sesle konuşmak isterseniz, tonlamanızı cümlenin ortasında bile düşürebilirsiniz.
  4. Nefes alıp verişinizi kontrol edin. Karnınıza, derin nefes aldığınızdan, nefes alıp verirken ağzınızı değil burnunuzu kullandığınızdan emin olun. Ağızdan nefes almak, konuşurken nefes nefese kaldığınız ve kaygılı olduğunuz izlenimi yaratabilir.

Karizmatik Oturma Tercihleri (Sayfa 200)

Birisiyle samimi bir uyum oluşturmak istediğiniz ilk seferde, karşılıklı oturma düzeninden kaçının, bunun yerine onun yanına ya da 90 derece açı oluşturacak şekilde oturun. Bunlar kendimizi en rahat hissettiğimiz pozisyonlardır. Hatta bu, bir partner ile birlikte deneyebileceğiniz bir çalışmadır.

  • Konuşmaya 90 derecelik açı oluşturacak şekilde oturarak başlayın.
  • Beş dakika sonra yer değiştirin ve karşılıklı oturma pozisyonuna geçin. Rahatlık seviyenizde belirgin bir fark hissetmeniz olasıdır.
  • Beş dakika daha geçtikten sonra, yeniden 90 derecelik açı oluşturacak pozisyona geçin ve farkı hissedin.
  • Son olarak, yan yana oturduğunuz ilk pozisyona dönün.

Bu çalışma boyunca güven ve rahatlık hissesindeki artış ve düşüşlere çok dikkat edin.

Büyük Goril Olmak (Sayfa 209)

Bu çalışmayı, kendinize güven duymak ve güveninizi yansıtmak istediğiniz zamanlarda, örneğin bir iş görüşmesinden ya da gözünüzü biraz korkutan biriyle yapacağınız bir toplantıdan önce yapın.

  1. Rahat nefes alabildiğinizden emin olu. Gerekiyorsa kıyafetlerinizi gevşetin.
  2. Ayağa kalkın ve silkelenin.
  3. Ayaklarınızı iki yana açarak ve yere sağlam basın.
  4. Kollarınızı yukarıya, tavana doğru kaldırın.
  5. Şimdi kollarınızı iki yanınızdaki duvarlara doğru esnetin, duvarlara dokunmaya çalışın.
  6. BÜYÜYÜN: mümkün olduğunca fazla yer kaplamaya çalışın.
  7. Omuzlarınızı yukarıya ve sonra da arkaya doğru hareket ettirin.
  8. Kıtasını denetleyen dört yıldızlı bir general olduğunuzu hayal edin. Göğsünüzü kabartın, omuzlarınızı dikleştirin, dik durun ve kollarınızı özgüvenle arkanızda birleştirin.

Süreç İçerisinde Yapılan Düzeltmeler (Sayfa 259)

  • Bedeniniz kontrol edin. Gergin bir beden duruşunun, ruh halinizi daha da kötüleştirmediğinden emin olun.
  • Derin nefes alın, bedeninizi gevşetin.
  • Olayın izlerini silin ve dramatize etmeyin. Bu herkesin başına gelebilir ve geçer.
  • Herhangi bir olumsuz düşünce varsa, bunların sadece düşünce olduğunu ve doğru olmayabileceğini hatırlayın.
  • Minnettar olacağınız küçük şeyler bulun: nefes alıp verebiliyor olmak, bu iş bittiğinde hayatınıza devam edecek olmak
  • Yirmi saniye boyunca, güvendiğiniz birinin size sımsıkı sarıldığını hayal edin (tabi ki yirmi saniye zamanını olmayabilir, ama olursa, bu çalışma oldukça etkilidir).

Oluşan tehdit tepkisi hafiflediğinde, yeniden güven duyar hale gelmek için, hayatınızda mutlak zafer hissettiğiniz bir anı hatırlayın. Beyninizin hayal ile gerçeği ayırt edememesi sayesinde, bedeniniz, özgüvenle dolu o andaki kimyasal karışımını yeniden oluşturur (evet, beyninize karşı kimyager rolü oynamanıza yardım ediyoruz) ve beden dilinizi değiştirerek, yeniden etkileyici, ikna edici ve ilham verici olmanız için gerekli şekle sokar.

Kırılganlık Sergilemek (Sayfa 283)

Bundan sonra yapacağız riski düşük ilk karşılıklı konuşmayı düşünün ve biraz kırılganlık sergilemek için aşağıdaki adımları uygulayın.

  • İnsanlarla paylaşabileceğiz küçük bir kırılgan noktanızı belirleyin.
  • Hazırlık olarak, çalışmanın sonucuyla ilgili bir sorumluluk transferi yapın.
  • Görüşme sırasında, paylaşımı kolaylaştırmak için “Biliyor musun, söylemem gereken bir şey var…” ya da “itiraf etmeliyim ki…” gibi giriş cümleleri kullanın. Ya da “Bunu söylemek beni biraz tedirgin ediyor ama…” diyerek ortam hazırlayın.
  • Konuştuklarınızın aranızda kalmasını isteyin. Bu kendinizi daha güvende hissetmenizi sağlamanın yanında, insanların o ana daha fazla değer vermelerini de sağlar. İnsanlar sırlara bayılır.
  • Kırılgan olduğunuz konuyu açıklamanızın hemen ardından hızlı bir sorumluluk transferi çalışması daha yapın.

 

Kişisel Gelişim Kitaplarının Tavsiyeleri

Literatürdeki kişisel gelişim kitaplarındaki tavsiyeler özetle şöyledir:

  • Kendinize Güvenin
  • Önceliklerinizden Taviz Vermeyin
  • Kendiniz İçin Sorumluluk Alın
  • Kendi Geleceğinizi Yaratın
  • Ne İstediğiniz Üzerinde Odaklanın
  • Hedeflerinizin Sonuçlarını Kafanızda Canlandırmayı Öğrenin
  • Hiç Kimsenin Kaderinizi Sizin İçin Denetlemesine İzin Vermeyin
  • Yaratıcı Olun
  • Büyük Düşünün
  • Stresi Kontrol Edin
  • Girişken ve İkna Edici Olun
  • Olumlu Düşünün Rotanızı Planlayın
  • Belli Hedefler Belirleyin ve Onları Sık Sık Gözden Geçirin
  • Zihninizi Geliştirmek İçin Her Gün Biraz Zaman Ayırın
  • Sonuçları Gözden Geçirin ve Gerekli Ayarlamaları Yapın
  • Hoşgörülü Olun Herşeyi Sevgiyle Yapın
  • Nefret Etmeyin
  • Cesur Olun
  • Hayat Hakkında İnandığımız Şeylerin Çoğunun Bir İllüzyon Olduğunu Kabul Edin
  • Dürüst Olun
  • Çok Çalışın
  • Paranın İyi Olduğuna ve Size Geleceğine İnanın
  • İnançlı Olun
  • Birşeyi Yapmaya Kabul Ediyorsanız, Ondan Hoşlanın Güçlü Olun
  • Şefkat Gösterin
  • Zamanınızı İyi Kullanın
  • Doğru Giyinin
  • Kendinize Zaman Ayırın
  • Bir “Yüksek Ben”inizin Olduğuna İnanın
  • Doğru Beslenin
  • Temkinli Yaşayın
  • Amaçlarınızı Destekleyen Başka İnsanların Yardımını İsteyin
  • Başkalarına Yardımda Bulunun
  • Kendinizi Sürekli Güdüleyin
  • Derin Düşünün
  • İyimser Olun
  • Başkalarına Güvenin ve Güvenilmeye Layık Olun
  • Başarının Paradan Daha Önemli Olduğunu Kabul Edin
  • İyi Olun
  • “Büyük Tablo”yu Görün
  • Ayrıntılara Önem Verin
  • Organize Olun
  • Sürüncemede Bırakmayın
  • Denetimi Elden Bırakmayın
  • Zinde Olun
  • Sorunları “Fırsatlar” Olarak Görün
  • İşiniz Hakkında Öğrenebileceğiniz Herşeyi Öğrenin
  • Başarıdan Korkmayın
  • Başkalarına Karşı Cömert Olun
  • Tanrıya İnanın
  • Ulaşabileceğinizi Düşündüğünüzden Biraz Daha Yükseğe Ulaşın
  • Gözlemlerinizi Tespit Edin
  • Eyleme Geçin
  • Asla Vazgeçmeyin

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı Kitap Özeti

Stephen Covey’in artık klasikleşmiş kitabı “Etkili İnsanların 7 alışkanlığı”ndan yapılmış bir özet. Önce özeti okuyun, sonra gidip kitabı alın. Bu özet kitabın gücünü keşfetmeniz için yayınlanmıştır….

Birinci Bölüm
PARADİGMALAR VE İLKELER

İçten Dışa

Kişilik ve Karakter Etiği: Başarının temeli olarak gösterilen “karakter etiği” kavramı –dürüstlük, alçakgönüllülük, bağlılık, ölçülülük, cesaret, sabır, çalışkanlık, yalınlık vs.- zamanla yerini -1. dünya savaşından sonra- “kişilik etiği” kavramına bıraktı. Böylece başarı daha çok, kişiliğin toplumdaki imajın, tavır ve davranışların, insanlar arası etkileşim sürecini kolaylaştıran beceri ve tekniklerin sonucunda elde edilir oldu. Bu ise insanları güçlü görünmeye ve başkalarını sindirmeye teşvik ediyordu.

Paradigmanın Gücü: Paradigma kişinin dünya görüşünü belirler, bir kuram, bir açıklama ya da başka bir şeyin modelidir. Paradigmalarımız hayatımızı yönetir, ilişkilerimizde belirleyici ve yönlendirici güç oluşturur. “kişilik etiği” ile oluşturulmuş paradigmalar ise baştan sakat yapıdadırlar. Sorunun temeline inmez, yüzeysel kazanımlar elde etmek isterler.

Paradigma Değişiminin Gücü: Paradigma değişimi terimini ilk kez Thomas Kuhn kullanmıştır. Ona göre bilimsel alandaki her önemli atılım öncelikle gelenekler ve eski paradigmalardan kurtularak başarılmıştır. Kişilik etiğiyle haftalarca, aylaca ve yıllarca uğraşıp tutum ve davranışlarımızı değiştirmeye çalışsak bile, her şeyi farklı bir biçimde gördüğümüz zaman kendiliğinden olan o değişiklik olgusuna yaklaşamayabiliriz. Hayatımızda önemli değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman temel paradigmalarımız üzerinde çalışmalıyız.

İlke Merkezli Paradigma: karakter etiğinin temelinde şu düşünce yatar. Etkili olmayı yöneten ilkeler vardır. Bunlar tıpkı fiziksel boyuttaki yerçekimi yasası kadar gerçek, değişmez ve tartışılmaz biçimde var olan doğal yasalardır.

Gelişim ve Değişim İlkeleri: Kişilik etiğinin parlaklığı ve çekiciliğinin nedeni şudur: Kişisel açıdan etkili olmayı ve başkalarıyla derin ilişkiler kurmayı sağlayan çalışma ve gelişme gibi doğal süreçlerden geçmeden, nitelikli bir yaşam kurmaya yarayan bir yöntem olduğu sanılır. Kişilik etiği aldatıcı ve düşseldir.

Ancak karşılaştığımız önemli sorunlar, onları yarattığımız zamanki düşünce düzeyiyle çözülemez. Kişilik etiğinin yol açtığı sorunları çözmek için temelinde etkili insanın ve etkileşim alanını doğru biçimde tanımlayan ilkeler bulunan bir paradigmaya ihtiyaç vardır. “Etkili insanların 7 alışkanlığı” da bu yeni düşünce düzeyi üzerinedir.

Yedi Alışkanlık-
Genel Bakış

Karakterimiz temelde alışkanlıklarımızdan oluşur. Burada alışkanlığı bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak tanımlayacağız. Bilgi kuramsal paradigmadır – ne yapmalı,neden. Beceri – nasıl yapmalı. Arzu ise dürtüdür – yapma isteği. Bir şeyi alışkanlık haline getirmek istiyorsak, bu üçüne de sahip olmalıyız.

Sürekli Olgunlaşma Modeli: Olgunluk denilen süredurum içinde bağımlılık, sen paradigmasıdır. Bağımsızlık ben paradigmasıdır. Karşılıklı bağımlılık biz paradigmasıdır. Bağımlı insanların istediklerini elde edebilmeleri için başkalarına gereksinimleri vardır. Bağımsız insanlar istediklerini kendi çabalarıyla elde ederler. Karşılıklı bağımlı insanlar kendi çabalarını diğerlerininkilerle birleştirerek en büyük başarılara erişirler. Bu sebepten dolayı kişi öncelikle özel zafer kazanmaya, daha sonra genel zaferlere ulaşmaya çalışmalıdır.

Etkili Olmanın Tanımı: Bu yedi alışkanlık “etkili olma” alışkanlıklarıdır. Bunlar ayrıca insanı etkili kılan alışkanlıklardır, çünkü doğal bir yasayla uyum içinde olan bir etkililik paradigmasına dayanırlar. Bu kısaca Ü/ÜY dengesi diye tanımlanabilir. Yani gerçek etki, iki şeyin işlevidir: Üretilen şey ve Üretim Yeteneği. Etkili olmak dengeli olmaya bağlıdır.

İkinci Bölüm
ÖZEL ZAFER

1.Alışkanlık
PROAKTİF OL

Kişisel Vizyon İlkeleri

İnsanlarda “özbilinç” bulunur. Bu, kendi zihinsel sürecini düşünebilme yeteneğidir. İnsanların dünyadaki her şeye egemen olmalarının, kuşaktan kuşağa önemli gelişmeler göstermelerinin nedeni budur. Özbilincimiz, dışarıdan bakıp kendimizi nasıl gördüğümüzü, yani, etkili olmanın en temel paradigması olan kendi paradigmamızı incelememizi sağlar. Aslında kendimizi nasıl gördüğümüzü hesaba katmadıkça, diğerlerinin kendilerini ve dünyalarını nasıl gördüklerini, bu konuda neler hissettiklerini anlayamayız.

Sosyal Ayna: Geçerli olan toplumsal paradigmanın yansıması bizim daha çok koşullandırılma ve koşullar tarafından şekillendirildiğimizi söylüyor. Aslında insan doğasını açıklayan üç determinizm (belirleyicilik) kuramı vardır: genetik determinizm, psişik determinizm, çevresel determinizm. Temel düşünce ise şudur. Bizler belirli bir dürtüye, belirli bir tepki verecek biçimde koşullandırılıyoruz.

Dürtüyle Tepki Arası: Dürtüyle tepki arasında insanın seçme özgürlüğü bulunur. Bu seçme özgürlüğü; hayal gücünü, özbilinci, vicdanı ve özgür iradeyi kapsar.

Proaktivite’nin Tanımı: İnsan olarak, kendi yaşamlarımızdan sorumlu olduğumuzu ifade eder. Yaşamlarımız bir koşullandırma ve koşullar işleviyse, bunun nedeni, bilinçli bir kararla ya da ihmal sonucu kendi denetimimizi bu etkenlere teslim etmeyi seçmiş olmamızdır. Bu tür bir seçim yaptığımızda reaktif (tepkisel) oluruz. Reaktif insanlar toplumsal çevrelerinden etkilenirler.

İnisiyatifi Ele Almak: Olayların gelişimindeki sorumluluğumuzu kabullenmek anlamına gelir.

İlgi Alanı / Etki Alanı: Kendi proaktivite derecemizi daha iyi kavramak için mükemmel bir yol da, zaman ve enerjimizin odak noktasına bakmaktır. Hepimiz bir dizi şeyle ilgileniriz, bunları zihinsel ya da duygusal açıdan bizim için önem taşımayan şeylerden, bir “ilgi alanı” yaratarak ayırabiliriz. İlgi alanımızın içinde yer alanlara bakarken bazı şeylerin gerçekten denetimimiz dışında olduğunu görürüz. Diğerleri için ise bir şeyler yapabiliriz. Bu ikincileri daha küçük bir “etki alanı” içine alarak tanımlayabiliriz.

Proaktif insanlar çabalarının odak noktası olarak etki alanlarını seçerler. Enerjilerinin doğası pozitiftir. Büyüyen ve mükemmelleşen enerjileri, etki alanını da genişletir. İlgi alanımızın içinde çalıştığımız sürece, oradaki şeylerin bizi denetlemesine izin veririz. Pozitif bir değişiklik yapmak için gerekli olan proaktif inisiyatifi ele almamış oluruz.

Dolaysız ve Dolaylı Denetim ile Denetimsizlik: Karşılaştığımız sorunlar şu üç gruptan birine girer: Dolaysız denetim (kendi davranışlarımızla ilgili sorunlar), dolaylı denetim (başkalarının davranışlarıyla ilgili sorunlar) ya da denetimsizlik (hiçbir şey yapamayacağımız sorunlar). Proaktif yaklaşım üç tür sorunun da güncel etki alanımızın içinde çözümlenmesi konusunda ilk adımı sağlar.

Bir sorun ister dolaysız, ister dolaylı ya da denetimsiz olsun çözüme giden ilk adım, alışkanlıklarımızı, etki yöntemlerimizi, denetim dışı sorunlara bakış açımızı değiştirmektir. Bunların tümü etki alanımızın içindedir.

“Olsaydı”lar ve “Olabilirim”ler: İlgimizin hangi dairenin içinde olduğuna karar vermenin bir yolu da olsaydı’larla olabilirim’leri birbirinden ayırt etmektir. İlgi alanı olsaydı’larla doludur, buna karşı etki alanında olabilirim’ler bulunur. Sorunun dışarıda olduğunu düşünüyorsak, asıl sorun bu düşüncedir. Böylece dış etkenlere bizi denetleme yetkisini vermiş oluruz. Değişim paradigması “dışarıdan içeriye”dir. Bizim değişmemiz için önce dışarının değişmesi gerekir. Ancak proaktif yaklaşım “içten dışa” değişimi savunur. Farklı olmak ve farklı olarak dışarıdaki etkeni olumlu yönde değiştirmeyi güder.

Değneğin Diğer Ucu: Davranışlarımızı ilkeler yönetir. Bunlarla uyum içinde yaşamak olumlu neticeler doğurur, bu ilkeleri çiğnemek ise olumsuz sonuçlara neden olur. Herhangi bir duruma vereceğimiz tepkiyi vermekte özgürüz. Ancak bunu yaparken tepkimizi izleyecek sonucu da kabul etmiş oluruz. “Bir değneği ucundan tutup kaldırdığımızda, diğer ucunu da kaldırmış oluruz.”

Bir hataya proaktif yaklaşım, hatayı hemen kabul etmek, düzeltmek ve ondan ders almaktır. Bu, başarısızlığı gerçekten başarıya dönüştürür. Hatalarımızı hemen kabullenip, onları düzeltmek çok önemlidir. Bunu yaparsak, o bir sonraki an üzerinde hiçbir etkileri olamaz. Biz de tekrar güçleniriz.

Söz Vermek ve Sözüne Bağlı Kalmak: etki alanımızın tam ortasında söz verip vaat etme ve verdiğimizi sözler bağlı kalma yeteneğimizi yer alır. Sözler verip bağlı kaldıkça, bunlar önemsiz bile olsa, bir iç dürüstlük sergilemeye başlarız. Bu bize özdenetim bilinciyle birlikte, kendi yaşamımız konusunda daha fazla sorumluluk yüklenme cesareti ve gücünü verir.

2. Alışkanlık
SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA

Kişisel liderlik ilkeleri

“Sonunu düşünerek işe başlama”nın en temel uygulaması; bugüne, yaşamın sonunun bir hayali sahnesi ya da paradigmasıyla başlamaktır. Bunu, başka her şeyin tartıldığı bir ölçüt ya da değer yargıları haline sokmaktır. Böylece yaşamın her günü, bir bütün olarak yaşantıyla ilgili uzak görüşe (vizyona) anlamlı bir katkıda bulunur. Önemli şeyler hakkında yapacaklarımızın gerçekten etkili olması için, sonunu düşünüp işe öyle başlamalıyız.

“Sonunu düşünerek işe başla”, her şey iki defa yaratılmıştır ilkesine dayanır. İlk ya da zihinsel yaratım ve ikinci ya da fiziksel yaratım. Bu her şey için geçerlidir. Örneğin bir ev yapımı hakkında, önce evin taslağı, planı çıkartılır, sonra imar aşamasına geçilir. Sonunu düşünerek işe başlama derecesi, başarılı bir iş yaratıp yaratılmayacağını belirler. İki yaratım ilkesini anlar ve her ikisinin sorumluluğunu da üstlenirsek, etki alanı içinde hareket eder ve bu alanın sınırlarını genişletiriz.

Kişisel yaşantımızda özbilincimizi geliştiremez ve ilk yaratımların sorumluluğunu üstlenemezsek, bu ihmalimiz yüzünden Etki Alanımızın dışındaki diğer insanlara ve koşullara, yaşantımızın önemli bir bölümünü biçimlendirme yetkisini vermiş oluruz. Bizler ya kendi proaktif modelimizin ikinci yaratımı ya da başkalarının programların, koşullarının ya da eski alışkanlıkların ikinci yaratımı oluruz.

Liderlik ve Yönetim; İki Yaratım: 2. Alışkanlığın temelinde kişisel liderlik ilkeleri vardır. Bu, liderliğin ilk yaratım olduğu anlamına gelir. Liderlik, yöneticilik değildir. Yöneticilik ikinci yaratımdır. Yöneticilik işleri doğru dürüst yapmaktır. Liderlik ise doğru olanı yapmaktır.

Yeni Senaryo: Kendinizin Birinci Yaratıcısı Olmak: Daha önce de açıklandığı gibi, proaktivite, insanlar özgü bir yeti olan özbilince dayanır. Buna ek olarak, proaktivitemizi genişletmemizi ve yaşamımızda liderlik yapmamızı sağlayan, yine insanlara özgü iki eşsiz yeti ise hayal gücü ve vicdandır. Hayal gücümüzden yararlanarak en derin değerlerimize ve bu değerlere anlam kazandıran doğru ilkelere uyan daha etkili yeni senaryolar üretmek bizim sorumluluğumuzdur. Ayrıca vicdan sahibi olduğumuz için uyguladığımız senaryoların uyumsuzluğunu fark edip değişim yaratabiliriz.

Kişisel Misyon Bildirimi: Sonunu düşünerek işe başlamayla ilgili en etkili yol, bir kişisel misyon bildirimi, felsefesi ya da inancı geliştirmektir. Burada odak noktası, ne olmak istediğiniz (karakter) ve ne yapmak istediğiniz (katkı ve başarılar) ile olmanın ve yapmanın temelindeki değerler ya da ilkelerdir.

Kişisel bir misyon bildirimi yazmak için, en temel paradigmalarımızı kapsayan Etki Alanımızın merkez noktasından, dünyaya bakış açımızı oluşturan o mercekten bakmamız gerekir. Yaşantımızın merkezindeki herhangi bir şey, güvenlik, rehberlik, bilgelik ve gücümüzün kaynağını oluşturur. Bu dört etken; yani güvenlik, rehberlik, bilgelik ve güç birbirlerine bağımlıdır. Bu dört etken bir arada bulunduğu, birbirini canlandırdığı ve uyum sağladığı zaman soylu bir kişiliğin, dengeli bir karakterin, mükemmel bir şekilde bütünleşmiş bir insanın müthiş gücünü yaratır.

Alternatif Merkezler: Hereksin bir merkezi vardır, ama genelde bunun tam olarak farkında olmayız. İnsanların sahip oldukları tipik merkezler ise şunlardır: Eş-merkezlilik, Aile-merkezlilik, Para-merkezlilik, Mülkiyet-merkezlilik, Zevk-merkezlilik, Dost/Düşman-merkezlilik, Din-merkezlilik, Ben-merkezlilik

Bir İlke Merkezi: Yaşamımızın merkezini doğru ilkeler üstüne oturtursak, yaşamı destekleyen dört etkenin gelişmesi için sağlam bir temel de yaratmış oluruz. Yaşamın merkezine, zaman aşımına uğramayan, değişmeyen ilkeleri yerleştirirsek, etkili
Yaşamın temel paradigmasını yaratmış oluruz. Bu merkez diğer merkezlerin tümünü bir perspektife yerleştirir.

Beynin Tamamını Kullanmak: Temelde sol yarım küre daha çok mantık ve konuşmayla ilgilenir. Sağ yarım kürenin ise sezgileri güçlüdür ve yaratıcı olan da odur. Sol analizciyken sağ sentezcidir. Beynin egemenliği kuramını bir model olarak kullanırsak, yaratım gücü olan sağ beynimizin, ilk yaratımızın niteliğini de etkileyeceği açıklık kazanır. Sağ beynimizin kapasitesinden ne kadar yararlanırsak, hayal etme, sentez yapma ve zamanı ve mevcut koşulları aşabilme, ne olmak ve ne yapmak istediğimizle ilgili üç boyutlu bir resim yaratabilme gücümüz de o kadar artacaktır. Bunun yöntemleri ise “görüş açısını genişletmek” ve “gözünüzde canlandırma ve onaylama”dır.

Rolleri ve Hedefleri Tanımlamak: Herkes yaşamında bir sürü rol üstlenir; değişik alanların ve yeteneklerin sorumluluğunu alır üstüne. Misyon bildiriminin kişinin yaşamındaki önemli roller göz önünde tutularak yazılması kişiye denge ve uyum sağlar. Roller teker teker belirginleşir. Bunlar sık sık gözden geçirilir. Böylece kişi kendini bir role kaptırıp yaşamındaki aynı derecede hatta daha önemli rolleri unutmaz. Roller ve hedefler kişisel misyonu yapılandırıp düzenli bir biçimde yönlendirir. Kişisel misyon bildirimleri, aileler ve kurumlar için de hazırlanabilir.

3. Alışkanlık
ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VER

Kişisel yönetim ilkeleri

3. Alışkanlık, 1. ve 2. Alışkanlıkların kişisel meyvesi, pratikte gerçekleşmesidir. 1.Alışkanlık, “yaratıcı sensin,yönetim sende” der. Bunun temelinde insanlara özgü doğuştan gelen dört özel yeti bulunur: Hayal gücü, vicdan, özgür irade ve özbilinç. 2.Alışkanlık, ilk ya da zihinsel yaratımdır. Temelinde ise hayal gücü, yani gözümüzün önüne getirebilme, birikimi sezebilme, şu anda gözlerimizle göremediğimiz şeyi beynimizde yaratabilme yetisi; ve vicdan, yani kendi benzersizliğimizi fark edebilme ve bunu büyük bir mutlulukla gerçekleştirebileceğimiz kişisel, ahlaksal ve dürüstlükle ilgili rehberlikleri ayırt edebilme yetisi bulunur. O halde 3. Alışkanlık, ikinci yani fiziksel yaratımdır. 1. ve 2. Alışkanlıkların gerçekleşmesi, harekete geçmesi ve doğal olarak ortaya çıkmasıdır. Özgür iradenin, merkeze ilkelerin yerleştirilmesi için kullanılmasıdır. Bunu gece gündüz, her an yapmaktır.Özgür irade, etkili özyönetimi tam anlamıyla olası kılar. Bu; karar verme, seçim yapma ve bunlara uygun davranabilmektir.

Etkili yönetim, önemli işler öncelik vermektir. Önemli işlerin neler olduğuna liderler karar verir. Ama bunların günbegün öncelikli olarak gerçekleşmesini sağlayan yöneticilerdir. Yönetim disiplindir, kararları uygulamaktır. Kendinizi etkili bir biçimde yönetebiliyorsanız, disiplin de içinizden gelir.

II. Kare: Bir etkinliği tanımlayan iki etken aciliyet ve önemdir. Aciliyet bir şeyle hemen ilgilenilmesi gerektiğini açıklar. Diğer taraftan önemliliğin sonuçlarla ilgisi vardır. Bir şey önemliyse, görevinize, değerlerinize, öncelikli hedeflerinize katkıda bulunur. Önemli konulara tepki gösteririz. Acil olmayan önemli işler daha fazla inisiyatif, daha fazla proaktivite gerektirir.

Bir zaman tablosu oluşturarak işleri, önemli-önemsiz, acil-acil olmayan şeklinde bölebiliriz. Buna göre acil-önemli işler 1.kareye, acil olmayan-önemi işler 2.kareye, acil-önemsiz işler 3.kareye, acil olmayan-önemsiz işler ise 4. kareye dahil edilebilir. 2. kare kişisel yönetimin kalbidir. İlişkileri geliştirmek, kişisel misyon bildirimi yazmak, uzun vadeli planlar yapmak, alıştırmalar, önleyici bakım, hazırlık yapılması gerektiğini bildiğimiz ama acil olmadıkları için nedense ender olarak ilgilendiğimiz konuları içerir.

2. kare için gereken zaman başlangıçta 3. ve 4. kareden alınmalıdır. Bunun için de bazı etkinliklere ve acil olan sorunlara hayır demeyi öğrenmek gerekir.

2.kare yönetiminin amacı, yaşamlarımızı etkili bir biçime yönlendirmektir. Bunu , bir ilke merkezinden ve kişisel misyonumuzu bilerek yapmamızı sağlar. 2. karede işleri örgütleyen birinin, altı ölçütle tanışması gerekir. Bunlar: tutarlılık, denge, 2.kare odağı, insan boyutu, esneklik ve taşınırlıktır.

2. kare etkinliklerinin düzenlenmesi dört temel etkinliği içerir. Bunlar: Rolleri tanımlama, hedef seçme, programlama, gündelik uyumdur.

Yetki Vermek: Ü ve ÜY’yi Arttırmak: bütün yaptıklarımızı, zamana ya da insanlara yetki vererek başarırız. Zamana yetki veriyorsak verimliliği, başka kişilere yetki veriyorsak da etkili olmayı düşünüyoruz demektir. Temelde iki yetki verme yöntemi vardır. “Emireri yetkisi vermek” ve “kaptanlık yetkisi vermek”. Emireri yetkisi “şuraya git, şunu yap, bunu getir vs.” tipinde yetkilendirmektir.

Kaptanlık yetkisi vermek ise beş alandaki beklentiler bakımından peşinen karşılıklı anlayış ve bağlılığı gerektirir: İstenilen sonuçlar, kılavuzlar, kaynaklar, hesap verme sorumluluğu, sonuçlar.

Yetkilerin etkili bir biçimde devri, belki de etkili yöneticiliğin en iyi belirtisidir. Çünkü bu hem kişisel hem de kurumsal gelişimin temelini oluşturur.

Üçüncü Bölüm
GENEL ZAFER

Karşılıklı Bağımlılık Paradigmaları

Duygusal Banka Hesabı: Bir ilişki içindeki güven oranını belirleyen bir benzetmedir. Bu, başka bir insanın yanında kendinizi emniyette hissetmenizdir. Güven hesabı kabarık olduğu zaman, iletişim rahat, çabuk ve etkili olur.

Duygusal banka hesabını oluşturan altı önemli yatırım önerilmektedir. Bunlar: Kişiyi anlamak, küçük şeylerle ilgilenmek, verilen sözleri tutmak, beklentileri belirginleştirmek, kişisel bütünlük (dürüstlük), hesaptan çektiğiniz zaman özür dilemek.

4. Alışkanlık
“KAZAN/KAZAN” DİYE DÜŞÜN

Kişiler Arası Liderlik İlkeleri

İnsan Etkileşimiyle İlgili Altı Paradigma: Kazan/kazan bir teknik değildir. Bu, insanlar arasındaki etkileşimle ilgili bütüncül bir felsefedir. Aslında insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin altı paradigmasından biridir. Diğer paradigmalar şunlardır: Kazan/Kaybet, Kaybet/Kazan, Kaybet/Kaybet, Kazan, Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok.

Kazan/Kazan, anlaşma ya da çözümlerin karşılıklı yarar ve hoşnutluk sağlaması anlamına gelir. Liderlik tarzı bakımından Kazan/Kaybet, otoriter bir yaklaşımdır, bu paradigmaya sahip insanla, istediklerini elde etmek için konum,güç, kimlik, varlık ya da kişiliklerden yararlanırlar. Pazarlıklarda Kaybet/Kazan, teslim olma, boyun eğme ya da vazgeçme gibi görünür. Liderlik tarzında ise bu fazla hoşgörü, gevşeklik demektir. İki Kazan/Kaybet tipi bir araya geldiğinde sonuç Kaybet/Kaybet olur. Kazan zihniyetli bir insan her şeye kendi çıkarları açısından bakar. Başkalarını da kendi başlarının çaresine bakmaya bırakır. Anlaşma Yok ise temelde şu anlama gelir: İkimizin de işine yarayacak bir çözüm bulamıyorsak, anlaşma yapmamak konusunda dostça anlaşırız.

Bu paradigmalar arasında en etkili yöntemler Kazan/Kazan ve Anlaşma Yok’tur. Bu yöntemler kişilere duygusal özgürlük sağlar.

Kazan/Kazan’ın Beş Boyutu: Karakter: karakter Kazan/Kazanın temelidir ve geride kalan her şey bu temelin üstüne kurulur. Kazan/Kazan paradigması için gerekli üç karakter özelliği vardır: dürüstlük, olgunluk, bolluk zihniyeti (yani her şeyden herkes için yeterince olduğu paradigması)

İlişkiler: Karakter temelinin üzerine Kazan/Kazan ilişkilerini kurar ve onları sürdürürüz.

Anlaşmalar: İlişkilerden, Kazan/Kazan’ı tanımlayan ve yönlendiren anlaşmalar doğar. Kazan/kazan anlaşmasında beş unsur açıkça belirtilir: amaçlar, kurallar, kaynaklar, sorumluluk, sonuçlar.

Kazan/Kazan performans anlaşmalarını yaratmak için yaşamsal paradigma değişimleri gerekir. Odak noktası sonuçlardır, yöntemler değil. Bu anlaşmalarda neticeler, baştaki kimsenin keyfi bir biçimde verdiği ödül ya da ceza olmaktan çıkar. Performansın doğal bir sonucu halini alır. Temelde yöneticiler ya da anne ve babalar tarafından denetlenebilecek dört tür netice (ödüller ve cezalar) vardır. Bunlar: Maddi neticeler, manevi neticeler, fırsat ve sorumluluk.

Sistemler: Kazan/Kazan ancak sistemlerin kendisini desteklediği bir kurum içinde yaşayabilir. Kazan/Kazan görüşmesi yapıp, Kazan/Kaybet’i ödüllendirirseniz, başarısızlığa uğrayan bir program kalır elinizde. Kazan/Kazan’ın etkili olması için sistemlerin onu desteklemesi gerekir. Eğitim sistemi, planlama sistemi, iletişim sistemi, bütçe sistemi, bilgilendirme sistemi, ücret sistemi; bunların tümünün Kazan/Kazan ilkesi temeline dayandırılması gerekir.

Süreçler: Sonuçlara ulaşmak için dört aşamalı bir süreçten geçilmesi önerilir.

5. Alışkanlık
ÖNCE ANLAMAYA ÇALIŞ SONRA ANLAŞILMAYA

Empatik iletişim ilkeleri

İnsanlar arası iletişim alışkanlığında gerçekten etkili olmak istiyorsanız, bunu sadece teknikle başaramazsınız. Açık yüreklilik ve güven sağlayan bir karakter temeli üzerine, empatiyle dinleme becerisini yerleştirmelisiniz. Yürekler arası alışverişi sağlamak için de duygusal banka hesapları yaratmalısınız.

Empatiyle Dinlemek: “Önce anlamaya çalış” ilkesi çok esaslı bir paradigma değişimi gerektirir. Genellikle, önce anlaşılmak isteriz. Çoğu insan karşısındakini anlamak değil, yanıtlamak amacıyla dinler. Çoğumuz, kendi özyaşam öykümüzle ve haklı olduğumuz düşüncesiyle dolu oluruz. Empatiyle dinlemekten kastedilen, anlama niyetiyle dinlemektir. Empatiyle dinlemenin özü, karşınızdakiyle aynı fikirde olmanız değildir. Onu tam anlamıyla, derinlemesine, hem duygusal, hem de zihinsel açıdan anlamanızdır. Doğru yargıya varmanın anahtarı anlayıştır. Önyargılı bir insan hiçbir zaman tam olarak anlayamaz.. önce anlamaya çalışmak, yaşamın bütün alanlarında belirgin olan doğru, geniş kapsamlı, ortak paydalı bir ilkedir. Ama en güçlü olduğu alan, insanlar arası ilişkilerdir.

Dört Otobiyografik Karşılık: Otobiyografik tarzda dinlediğimiz için, şu dört karşılıktan birini seçme eğilimimiz vardır. “Değerlendiririz”, ya kabul ederiz ya da etmeyiz. “Sondaj” (yoklama) yaparız,kendi değer ölçülerimize göre sorular sorarız. “Öneririz”, kendi deneyimlerimize dayanarak fikir veririz. Ya da “yorumlarız”, insanları kavramaya, onların amaç ve davranışlarını, kendi amaç ve davranışlarımıza göre açıklamaya çalışırız. Verdiğimiz bu karşılıklar doğaldır. Yaşamımız bunların modelleri etrafında döner.

Saf bir istek, kişiye özgü bir karakter ve pozitif duygusal banka hesabı ile empatiyle dinleme becerisini geliştirmedikçe bir başkasının içine giremez, dünyaya onun gözleriyle bakamazsınız. Bu beceri; yani, empatiyle dinleme dört gelişme evresini içerir. Bunlardan birincisi ve en az etkili olanı içeriği taklit etmektir. İkinci evre ise, içeriği başka bir şekilde ifade etmektir. Üçüncü evre sağ beyninizi devreye sokar, duyguyu yansıtırsınız. Dördüncü evreyle empatiyle dinlemeye geçilir.

Sonra Anlaşılmaya Çalışın: Olgunluğu cesaret ve saygı arasındaki denge olarak tanımlamıştık. Anlamaya çalışmak saygı, anlaşılma isteği ise cesaret ister. Kazan/Kazan , her ikisinin de yüksek dereceye ulaşmasını gerektirir. Bu nedenle, karşılıklı bağımlılık durumlarında anlaşılmak bizim için önemlidir. Fikirlerinizi açık seçik, belirgin bir biçimde ve en önemlisi karşınızdakilerin paradigmalarıyla kaygılarını derinlemesine anladığınızı göstererek sunduğunuz zaman, düşüncelerinizin inanılırlık derecesini de önemli ölçüde arttırmış olursunuz. 5. Alışkanlık, açıklamalarınızda size daha büyük bir isabet, daha büyük bir dürüstlük sağlar.

5. Alışkanlık güçlüdür, çünkü etki alanınızın tam ortasındadır. Karşılıklı bağımlı durumlarla ilgili pek çok etken ilgi alanınızın içindedir. Enerjinizi onun üstünde yoğunlaştırırsanız hem gücünüzü tüketir ve hem de pek az olumlu sonuç alırsınız. Ama her şeyden önce anlamaya çalışabilirsiniz. Bu sizin denetiminizi altında olan bir şeydir. Bunu yaparken odak noktası olarak etki alanınızı seçerken başkalarını gerçekten iyi anlarsınız.

6. Alışkanlık
SİNERJİ YARAT

Yaratıcı İşbirliği İlkeleri

Sinerji, ilke merkezli liderliğin özüdür. Bir katalizör görevi yapar birleştirir ve insanların içindeki en büyük güçleri açığa çıkarır. Sinerji en basit tanımıyla, bir bütünün parçalarının toplamından daha büyük olması demektir. Parçaların birbiriyle olan ilişkisinin, kendiliğinden ve kendi başına bütünün bir parçası olması demektir. Sinerjinin özü farklılıklara değer vermektir. Onlara saygı göstermek, güçlü yanları üzerine inşa etmek ve zayıf yanlarını telafi etmektir.

Sinerjik İletişim: Sinerjiyle iletişim kurduğunuz zaman zihninizi ve yüreğinizi yeni olanaklara ve yeni seçeneklere açmış olursunuz. Sinerjik iletişimi başlattığınız zaman bunun nasıl gelişeceğini, sonunun nasıl olacağını bilemezsiniz. Ama için için hem heyecan duyar, hem güven besler, hem de kendinizi serüvene atılıyormuş gibi hissedersiniz.Her şeye şuna inanarak başlarsınız: İki taraf da daha fazla anlayışlı olacaktır. Karşılıklı öğrenme ve sezgi bir ivme yaratacak ve bu da sizi gittikçe daha fazla anlayışa, öğrenmeye ve gelişmeye götürecektir. Sinerjik iletişim yüksek güven ve yüksek işbirliği oluşan ortamlarda meydana gelir. Bu tip iletişimde 1+1, 2 den daha fazlaya eşit olur. Sinerji için uygun ortam bunlarla beraber tabi ki , dolgun banka hesabı, Kazan/Kazan düşüncesi ve önce anlamaya çalışma unsurlarının bir araya gelmesi ile oluşur.

Güvenleri olmayan insanlar bütün gerçeklerin kendi paradigmalarına uyması gerektiğini düşünürler. Başkalarını kendilerine benzetmeye çalışırlar. Aynı olmak, bir olmak değildir. Tekdüze, tek biçim olmak, birlik olmak anlamına gelmez. Birlik olmak birbirini tamamlamak demektir.

Karşılıklı bağımlı bir durumda sinerji, gelişim ve değişime karşı çalışan negatif kuvvetlerle savaşırken özellikle güçlüdür. Sosyolog Kurt Levin bir “kuvvet alanı analizi” modeli geliştirmiştir. Buna göre mevcut bir performans vewya varoluş düzeyi, yukarıya doğru hareketi teşvik edici itici kuvvetlerle, bunu önlemeye çalışan engelleyici kuvvetlerin arasındaki bir denge durumudur. İtici kuvvetler genelde pozitif, akılcı, mantıklı, ekonomiktir. Karşısındaki engeller ise çoğu zaman negatif, duygusal, mantıksızdır. Ancak işin içine sinerjiyi katığımızda engelleyici kuvvetler geri çevrilerek itici kuvvetlere eklenir. Sonunda insanlar, bunun kendi sorunları olduğunu düşünüp genellikle çözümünün önemli bir parçası halini alırlar.

Dördüncü Bölüm
KENDİNİ YENİLEME

7. Alışkanlık
BALTAYI BİLE

Dengeli Bir Biçimde Kendini Yenileme İlkeleri

Yenilemenin Dört Boyutu: 7. Alışkanlık, kişisel ÜY’dir. Bu en değerli varlığınızı yani kendinizi korumak ve geliştirmektir. Doğanızın dört boyutunu –fiziksel,ruhsal,zihinsel,sosyal/duygusal- yenilemektir.

Fiziksel boyut: Fiziksel boyut, fiziksel bedenimizin etkili bir biçimde bakımıyla ilgilidir; dogru besin almak, yeteri kadar dinlenip gevşemek ve düzenli olarak egzersiz yapmak.İyi bir çalışma programı vücuda üç bakımdan yararlı olacaktır: dayanıklılık, esneklik, kuvvet

Ruhsal boyut: Ruhsal boyut sizin özünüz, merkeziniz, kendi değer sisteminize olan bağlılığınızdır. Bu yaşamın özel, son derece önemli bir yanıdır. Size ilham veren, yücelten, sizi tüm insanlığın kalıcı gerçeklerine bağlayan kaynaklardan yararlanır. İnsanlar bunu farklı biçimlerde yapar. Okumak, yazmak, meditasyon vs.

Zihinsel boyut: Zihinsel gelişimimizle çalışma disiplinimizin büyük bir bölümünü resmi eğitim sağlar. Bazen bu, okulun ya da sistemli çalışma programlarının sağladığı dış disiplini içerir,ama çoğu zaman buna gerek yoktur. Proaktif insanlar kendilerini eğitmek için pek çok yol bulabilirler.

Sosyal/Duygusal boyut: kişisel güvenliğimizin kaynağı içimizdeyse genel zafer alışkanlıklarını uygulayacak gücü de buluruz. İç güvenliğimizin kaynağı bizim içimizdedir, içimizden doğar. Yüreğimizle zihnimizin derinliklerindeki isabetli paradigmalar ve doğru ilkelerden, içimizle dışımızın uyum halinde olmasından çıkar.

Başkasının Senaryosunu Yazmak: Birçok kişi sosyal aynanın bir işlevidir. Senaryoları çevrelerindeki kişilerin fikirleri, algılamaları ve paradigmaları tarafından hazırlanmıştır. Başkalarının duygusal banka hesaplarına yapabileceğimiz yatırım o kadar çoktur ki. İnsanların görülmeyen potansiyellerini görebilmek için ne kadar çok bakarsak, belleğimiz yerine hayal gücümüzü de o kadar çok kullanırız. Böylece kişilere kendi senaryolarını yazmalarında yardım ederiz.

Yenilemede Denge: Yenilenmek bütün boyutlarda önemli olsa da, ancak dört boyutun hepsiyle akıllıca ve dengeli bir biçimde ilgilendiğimiz zaman çok etkili olur. Bu alanlardan birini ihmal etmek geri kalanlara da olumsuz etki yapar. İhmal edilen bir boyut negatif kuvvet alanı direnci yaratır. Bu da etkili olmaya ve gelişmeye karşı koyar.

Kaynak:
etkili insanların 7 alışkanlığı/stephen covey/varlık yayınları

Kaybetmek için Doğanların 10 Ortak Özelliği

Bir filozof, “Hayat doğduğumuzda hepimize bir mermer bloğu verir. Bazılarımız ondan güzel bir heykel yaparız, bazılarımız ise hoyratça peşimizden sürükleyip paramparça ederiz” demişti.
Kaybedenler de kazananlar gibi benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Bazıları Leonard Cohen’in deyişiyle ‘görkemli kaybeden’dir. Bazıları ‘yokluğu anlaşılmaz’dır. Bazıları kaybederken başkalarına da zarar verir. Bazıları ise ‘sadece kendine zararlı’ kaybedendir. Kazananlar gibi kaybedenler de, ‘felsefeli kaybedenler’ ve ‘felsefesiz kaybedenler’ diye ikiye ayrılabilir.
Kazanmak gibi, kaybetmek de bağımlılık yapabilir. Kaybetmişliğiyle barışmanın ötesine geçip, kaybetmeyi kimlikleştirmek de mümkündür.  Bu bağlamda ‘param yok’ demekle, ‘ben fakirim’ demek arasında dağlar kadar fark vardır. Kaybetmeyi kimlik haline getirmek, -ki bunun Türk usulü versiyonu arabeskleşmedir- kaybetmeyi  kalıcı ve ‘sürdürülebilir’ hale getirir. Hiç kimse durduk yerde kaybeden olamaz.
Kaybeden olmak için de bazı şekillerde düşünmek, bazı şekillerde davranmak, bazı şeylere inanmak gerekir. Kaybeden olmanın da yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi vardır. Kaybetmek için doğanlar pek fark etmeseler de, kaybetmek için de çaba harcamak gerekir!
Peki hayat oyununda kaybetmeye yatkın insanların, düşünce ve davranışlarında sıklıkla karşılaşılan ortak özellikler nelerdir?

1- İç disiplin yetersizliği
Başarısız insanların birinci ortak özelliği, irade gücü zayıflığıdır. Kendini içinden disipline ederek, bir amaca doğru harekete geçirememek bu insanların en büyük eksiğidir. İrade gücü, insanın kendi iç güçlerini bir mercek gibi toplayıp, bu gücü bir amaca yöneltmektir. İradesi zayıf olduğu için kendini kontrol edemeyenlerin, olayları ve diğer insanları yönetmesini beklememek gerekir.

2- Zaman kullanım bilincinde zayıflıkBaşarılı ya da başarısız herkesin 24 saati vardır, farkı yapan bu zamanı nasıl kullandıklarıdır. Başarmak istediği işleri, bir zaman çerçevesine oturtup, yani ‘işleri takvime bağlayıp’ sonra da kendini o programına göre denetleyenler, iyi bir kişisel organizasyon sistemi kurmuştur. Belli bir amaç ve yön duygusuyla hareket etmeyenler, zamanının değerini de bilemez. Yapılacak işleri olanlar için zaman geçer, bir amacı olmayanlar içinse zaman döner! Sabah olur, öğlen olur, akşam olur, tekrar sabah olur!

3- Başarıyı dış faktörlere bağlama eğilimi
Bernard Show ünlü esprisinde, “Başarı tamamen şansa bağlıdır, inanmıyorsanız başarısızlara sorun!” der. Başarısızların, hayatlarındaki sonuçları kendi karar ve seçimlerine bağlamak yerine, kader, kısmet, şans ve şartlar gibi dışsal faktörlere bağlama eğilimi yüksektir. Egolarını savunmak ve öz saygılarını korumak için, başarısızlığı “Rüzgar karşıdan esiyordu, hakem karşı tarafı tutuyordu” gibi dış faktörlere bağlarlar. Bu tutumun tehlikesi nedir? İnsanlar başkalarını ve şartları çok fazla suçlarsa, öğrenmeye zaman bulamaz.

4- ‘Saydı’ tipi düşünmeye yatkınlık
Başaranlar, önlerindeki şartlardan nasıl başarılı bir sonuç çıkarabileceklerini düşünür. Başarısızlık merkezli düşünenler ise, ‘başka şartlarda olsalardı’ neler yapabileceklerini anlatıp durur. Bu ‘saydı’ tipi düşünmedir. Bu tür kadınlar, ‘erkek doğsalardı’ neler yapabileceğini anlatırken, bu tür erkekler ‘kadın doğsalardı’ neler yapabileceklerini sayıklar. Daha ilkokula bile gitmemiş olan İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, biz de giderdik” der! Kısacası, başarı sonuç alır, sevinir ve susar. Başarısızlık konuştukça konuşur. Çünkü elinden iş gelmeyenlerin, dilinden çok söz gelir! Cenap Şahabettin’in deyişiyle “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.”

5- Arabeskleşmeye yatkınlık
Başarısızlığa götüren tavırlardan biri de arabesk düşünmeye yatkınlıktır. Arabesk hayat görüşü sürekli bir ‘başarısızlık beklentisi’ içindedir. Kendini ‘bela paratoneri’ gibi görür. Arabesk söyleyerek başarılı olunabilir ama arabesk bir dünya görüşüyle başarıdan başarıya koşmak pek mümkün değildir. Arabesk tavırlılar, söylemek yerine söylenmeye yatkın; anlatmaktan çok alınmaya eğilimlidir. Sürekli bir ‘kurban psikolojisi’ içinde kıvranır. Eziklik ile ezme içgüdüsü arasında savrulur, ‘doğru dozda tavır’ sorunu yaşarlar.

6- Atalet ve tembelliğe yatkınlık
Bir şeyi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz. İsterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi de biliyorsunuz. Yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz. Elinizi kolunuzu bağlayıp, yapmanızı engelleyen birileri de yok. O halde sizin içinizde olup, sizi durduran nedir? Atalet! Atalet, miskinlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek, yılgınlık demektir. Kaybedenlerin ana ruh hali, tembellik ve atalet psikolojisidir.

7- Kaybetme korkusundan kazanmaya kalkışmama
Bir araştırma insanların “Ya başaramazsam” diye korkanlar ve “Ya başarırsam” diye korkanlar diye ikiye ayrıldığını göstermiştir. Pek çok insanda, başarısızlık korkusundan çok ‘başarı korkusu’ olduğu ortaya çıkmıştır. Başarı korkusu, bazı kişilerin başarılı olunca samimiyetlerini kaybedeceklerini, arkadaşları tarafından eskisi gibi sevilmeyeceklerini, ‘insanların onlara çıkarları için yaklaşacağını’ düşünüp, başarıdan uzak durması demektir. Önemli bir diğer grup ise, ‘ya başarılı olduktan sonra zirvede kalamaz, gördüğümden eksik yaşarsam’ kaygısıyla başarıdan uzak durmaktadır. Kısacası, başarısızlar hem ‘ya başarırsam’dan, hem de ‘ya başaramazsam’dan korkarlar!

8- Psikolojik iç sabotajlara yatkınlık
Başarısız insanların beyninde, psikolojik iç sabotaj mekanizmaları bolca bulunur. Beyinleri adeta şizofrenik bir ikiye bölünmüşlük halindedir. Bir tarafları inşa ederken, diğer tarafları imha eder. Bir tarafları ileri iterken, diğer tarafları geri çeker. Neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin ileriye götürdüğü, neyin geride bıraktığı konusunda net değillerdir. Başarı konusunda derin bir kafa karışıklığına sahiptirler. Kafası net olmayan insanların, eylemleri de net olmayacaktır. Nazımın bir deyişini biraz değiştirirsek, “Bana kafanızın içinde başarının net bir resmini yapabilir misiniz?”

9-  Kendini geliştirmeye kapalılık, kurnazlığa yatmak
Azgelişmiş insanların, katakulli kapasitesi çok gelişmiş olur! İşini en doğru ve verimli şekilde nasıl yapacağına kafa yormak yerine, önce o işin kurnazlığına kafa yormak, tipik bir ‘azgelişmiş başarısız insan’ tavrıdır. Bu tür insanlar, ülkemizde çoğunluk olduğu için, yaygınlıktan gelen rahatlığa sahiptirler. Kurnazlık, otoriter ve azgelişmiş toplumlarda yaygındır. Ege Cansen’in deyişiyle ‘bilgi açığını kurnazlıkla, beceri yetmezliğini ise kabadayılıkla kapatma’ eğilimi başarısızların karakteristiğidir. Başarısızların çoğu yeni şeyler öğrenmeye kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Hayat ve başarı üzerine yeni şeyler öğrenmektense, kendi arabesk ezberlerini tekrarlamayı  tercih ederler. Yaşadıkları olaylardan çıkardıkları dersler bile, daha önce çevreden duydukları kulaktan dolma fikirlerdir.

10- Başarı hakkında yanlış yargılara sahip olmak
Başarılı insanlar ‘başarının sırrı’nı bilir. Başarısız insanlar da bilir! Arada bir fark vardır, başarısızlar yanlış bilir! Daha da kötüsü, bazıları doğrusunu bilmek de istemezler! Çünkü başarının kendi ellerinde olabildiğine inanmak, insanı sorumluluk altına iter.  Nasıl başaracağını öğrenip hayatının sorumluluğunu taşımak yerine, kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını suçlamak çoğu insana daha kolay gelir. Başarı da, futbol ve siyaset gibi, hemen herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın birinci sınıf bilgi sahibi olduğu bir alandır. Beynimiz başarı hakkında hurafeler ve ‘leylek hikayeleri’yle dolu. Başarısızların, yapması gereken ilk şey, başarı üzerine yeni şeyler öğrenmek değil, başarı hakkında bildiklerinin bazılarını unutmaktır!

Mümin Sekman
Milliyet Gazetesi

Pareto Kuralı ve Zaman Yönetimi

“Neyi yapmaktan korkuyorsanız, ona ihtiyacınız var demektir.”

Son bir kaç yıldır etkin zaman yönetimi üzerine bir çok araştırma yapıyorum. Bu yazı size kendi hayatınıza farklı bir pencereden bakma fırsatı verecek. Yok

80/20 Pareto kuralını uygulayarak hayatınızda mükemmel değişimler yapabileceğinizi biliyor musunuz?

Size hiçbirşey kazandırmayan işlere harcadığınız vakti, gerçekten önemli olan şeyler için harcadığınızda isteklerinizin ve hayallerinizin nasıl kolayca gerçekleşmeye başladığını göreceksiniz: “Daha az çalışarak, daha çok kazanmak aslında düşündüğümüzden çok daha kolay”.

80/20 kuralı

Birçoğumuz ne kadar meşgul olduğundan yakınır. İster çalıştığı işin yoğunluğu olsun, ister iş dışı hayat koşuşturması olsun, bu yoğunluk aslında hayatımızı yanlış düzenlememizden kaynaklanır. Aynı çalışma saatlerine ve aynı yeteneklere sahip bir çok insanın sizden daha fazla kazandığını ve hayatın tadını sizden daha çok çıkardığını gördüğünüzde eksik olanın ne olduğunu sorguluyor musunuz? öyleyse okumaya devam edin.

Bir hafta boyunca zamanınızı neler yaparak geçirdiğinizi analiz ederseniz, çoğunlukla vakit ayırdığınız işlerin ulaşmak istediğiniz hedeflere etkisinin çok az olduğunu farkedebilirsiniz. Acı bir gerçek gibi görünüyor değil mi? ama hangi eylemlerinizin sizi yavaşlattığını, konsantrasyonunuzu bozduğunu ve size aslında zarar verdiğini belirleyip efektif bir ayıklama yaparsanız, işlerin nasıl yoluna girdiğini göreceksiniz. Size, bu konuda hangi stratejileri uygulamanız gerekiyor, ondan bahsedeceğim.

Zamanı harcamak

Çevrenizde kime sorsanız ekonomik konularla ilgili kaygılarından ve hedeflerinden bahseder; “Borcumu kapatmak istiyorum”, “Birikim yapmam gerekiyor”, “Gelecek için yatırım yapmam şart”, “Daha fazla para kazanmalıyım”, “Gereksiz harcamaları kısmam gerekiyor” ve bu liste böyle uzayıp gider. Peki aynı kişilere bu hedeflerini gerçekleştirmek için ne kadar vakit harcadıklarını sorsanız yine belki orantılı yanıtlar alabilirsiniz. Son olarak, her gün televizyon karşısında ne kadar vakit geçirdiklerini sorun! çıplak gerçek şudur ki, önem vermediğimiz konular için, çok önem verdiğimiz konulardan daha fazla zaman harcıyoruz. “HARCIYORUZ” Türkçe ya da ingilizce farketmiyor. “spend money, spend time” aynı şekilde “para harcamak, zamanı harcamak” basit denklem şudur:

Zaman = Para = Değer(Yaşam Kalitesi)

İşte bu noktada 80/20 Pareto kuralı devreye giriyor: “Ulaşılan sonuçların yüzde sekseni, ortaya koyduğumuz çabanın yüzde yirmisinden yuh kaynaklanır”.

İtalyan bir ekonomist olan Vilfredo Pareto, italya’daki mülklerin yüzde 80’ine nüfusun yüzde 20’sinin sahip olduğunu farketmiş ve bu noktadan yola çıkarak araştırmasını derinleştirdiğinde kabaca bir yüzdeyle bu oranın geçerli olduğunu görmüş. Mesela “Satışların yüzde 80’i müşterilerin yüzde 20’sinden gelir”, en ilginç olanı da doğada da bu kuralın geçerli olması; Pareto, bahçesinde yetiştirdiği bezelye tanelerinin yüzde 80’inin tüm bezelyelerin yüzde 20’sinden elde edildiğini farketmiş.

Parkinson kuralından bahsetmemin nedeni aslında bir anlamda 80/20 Pareto kuralını tamamlıyor olmasıdır. Hayatınızı daha kaliteli bir seviyeye taşımak ve mükemmel zaman yönetimi ile hayallerinizi gerçekleştirmek için hayatınızda bazı değişiklikler yapmanız gerekiyorsa bu 3 basit stratejiyi uygulamanızı tavsiye ederim.

Strateji #1: Hayatınızın 80%’i için CTRL-Z

İyi bir eylem, iyi bir eylem planı hazırlamakla başlar. Öncelikle iyi bir ayıklama yapmanız gerekiyor. Size hiçbir faydası olmayan, hatta çoğu zaman keyif bile almadığınız(televizyon izlemek gibi) zaman tüketicilerine ne kadar vakit ayırdığınızı belirleyin. Günde, ya da haftada kaç saat? Cevabınızın (sayısal değer) yüzde 20’sinin kesinlikle size fayda sağlayacak bir şeye harcanacağını hesaba katarsanız bunlardan vazgeçmek için şimdi tam vakti.

Strateji #2: Planlama araçları için ENTER

Zaman tüketicilerinizi belirleyip, onları yapmaktan vazgeçmeye karar verdiyseniz şimdi sırada ikinci adım var; Zaman yönetimi araçlarının efektif kullanımı.

Masanızın başına oturdunuz ve daha sabah aklınıza çok parlak bir fikir gelmişti, hatta sonrasında o parlak fikirle ilgili ne yapmanız gerektiğini de uzun uzun düşünmüştünüz, hatta hayal kurmuştunuz. Güzel.. ama şimdi nerede kaldığınızı hatırlayamıyorsunuz, hafızanız size oyun oynuyor belki 2 gün sonra duş alırken bir anda aklınıza gelecek ama şu an vaktinizi o konuyla ilgili araştırma yapmaya ayırmışken nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz! işte bu durumlara düşmemek için mutlaka ve her zaman “not alın”. Yanınızda her zaman küçük bir not defteri ve kalem taşımanızı öneririm. Akıllı telefonlar da bu işi fazlasıyla görebilir, hatta yanında sürekli bilgisayar bulunduranlar için “not alma ve planlama” programları kullanılabilir. Ama, sadece hafızanıza güvenmeyin.

Strateji #3: Harekete Geçmek için BOOSTER

İlk 2 stratejiyi hakkıyla uygulamaya aldıysanız çok yol katettiniz demektir. Bundan sonra en önemlisi yapacağınız işlere ait etkin bir planlama yapmaktır. Öncelikle hiçbir şeyi ertelemeyin. Yapmanız gerekenleri erteliyorsanız aradaki geçen zamanı boşa harcamışsınız demektir. Bu konuya daha önceki bir yazımda uzun uzadıya değinmiştim. Akıllıca hareket etmek için bazı modeller oluşturmanız gerekiyorsa bunu yine yazılı olarak planlı bir şekilde yapabilirsiniz. Ama en önemlisi harekete geçmektir. Zaman içinde çabalarınızın meyvesini alacaksınız ve bu stratejileri keşke daha önce uygulasaydım diye hayıflanacaksınız